Çöl Ağaçları

Kurak ve Yarıkurak

Bölgeler Topografyası

Yazar: Yusuf Mert ÜSTÜN

Editör: Muhammet ALAN

Yayımlanma Tarihi: 13.06.2020

kurak ve yarı-kurak bölgeler haritası

Kurak ve Yarı-kurak Bölgelerin Dünya Üzerindeki Dağılışı

Kurak ve Yarı-kurak Bölgeler Topografyası

Belirli bir iklimin tesiri altında, yine o iklime bağlı etmen ve süreçlerin etkisiyle oluşmuş morfojenetik veya morfoklimatik bölgelere en uygun örneklerden biri olan kurak ve yarı-kurak bölgeler topografyası Dünya genelinde geniş bir alana yayılmış önemli bir topografya çeşididir.  Topografyanın yayılış gösterdiği bölgeler isminden de anlaşılabileceği gibi kurak ve yarı-kurak bölgeler olmak üzere esasen iki kısma ayrılır. Ancak kimi yabancı kaynaklar bu iki asli sınıfa eklemeler yapmaktadır. 2011 yılı basımlı Arid zone geomorphology: process, form and change in drylands kitabına göre; Sahra ve Arabistan'ın iç kısımları, Tarım Havzası'nın bir bölümü ile yer-yer Atakama Hiper-Kurak alanlardır. Ayrıca çok geniş bir alana yayılmış durumda olan, yarı-kurak ve nemli bölgeler arasındaki Kurak-Nemli bölgeler de bulunmaktadır.

Asli kurak bölgeler veya çöller; önemli bir aşındırıcı ve biriktirici olan sürekli akarsuların bulunmadığı (ancak kimi zaman yaşanan sağanak yağışlardan sonra oluşan yüzeysel akışların – seyelanların şekillenmede önemli yer tuttuğu), rüzgârın şekillendirici etkisinin çok daha belirgin bir rol oynadığı ve fiziksel çözülmenin büyük önem kazandığı alanlardır. Ayrıca asli kurak alanlarda aşınma son taban seviyesini oluşturan küresel deniz seviyesinden bağımsız olarak gelişir.  

Yarı-kurak bölgelerde ise asli kurak bölgelere nazaran akarsuların şekillendirici etkisi çok daha belirgindir. Kütle hareketleri ve çözülme olayları asli kurak bölgeler olan çöllerden daha kuvvetli olup topografyanın şekillenmesinde önemli bir rol oynar. Yana doğru ve yüzeysel aşınma çöllere benzer şekilde yarı-kurak topografyada da önemli bir unsur olup rüzgârın şekillendirici etkisi az-çok önemli bir rol oynar. Genel jeomorfolojik aktiviteler genel taban seviyesine bağlı olarak oluşabileceği gibi ondan bağımsız kalmaya devam edebilir. Kısacası yarı-kurak bölgeler, asli kurak bölgeler yani çöller ile nemli bölgeler arasında bir geçiş zonu olarak tanımlanabilir.

Yarı-kurak ve kurak bölgelerin gelişiminde rol oynayan etmen ve süreçlerin çeşitli oluşu, topografyanın oluşumunu yalnızca tek bir asli unsura bağlamımızı olanaksızlaştırır. Gerçekten de, ne sadece rüzgâr ne de sadece yağış veya kuraklık, kurak ve yarı-kurak bölgelerin oluşumunda tek unsurdur. Bu yüzden bu bölgelerin nerede bitip nerede başladığını belirlemek ve kesin sınırlar çizmek olanaksızdır. Yine de kimi formüller oluşturularak bu bölgelerin ne kadar bir alanda etkili olduğu ve nerede birbirinden ayrıldığı belirlenmeye çalışılmıştır.

Ayrıca iklimsel özelliklere bağlı oluşmuş olan kurak ve yarı-kurak topografyalarda iklimsel özelliklerin değişimine bağlı olarak birden fazla morfojenetik bölgeye ait izler bulunabilmektedir. Gerçekten de bugün kurak ve yarı-kurak topografyanın yayılım gösterdiği alanlar, yalnızca günümüzdeki – kurak ve yarı-kurak – şartlar ile açıklanamayacak yer şekillerini barındırır. Oluşumunda birden fazla morfojentik etmen ve sürecin rol oynadığı bu tarz topografyalara polijenik topografya denir. Örneğin Pleistosen’in plüvyal adı verilmiş nemli dönemleri sırasında ABD’nin güney-batı topraklarında yer alan kurak bir bölge olan Büyük Havza (Great Basin) üzerinde pek çok büyük göle ev sahipli yapmaktaydı. Bonneville ve Lahontan gibi göllere ait depolar, taraçalar ve kıyı çizgileri gibi kalıntılar günümüzde dahi topografya da önemli rol oynar. Benzer etkileri Orta Anadolu’da dahi görmek mümkündür. Yine Timbuktu civarında yer alan ve geniş bir zemine yayılmış tatlı su tabakalarının varlığı bu plüvyal dönemle ilişkilidir. Ancak bazı çöller varlığını oldukça eski dönemlere kadar götürmektedir. Örneğin Güney Afrika’da çöl kuşağının sınırları değişmekle beraber Jura’dan Tersiyer sonlarına kadar hiç çekilmediğini göstermektedir. Büyük Sahra’nın kuzeyi Oligosen’den beri kurak bir bölgedir. Güney ve Kuzey Amerika’nın güney-batı çölleri Miosen’de dahi benzer kurak şartların etkisindeydi. Ancak bu bölgeler bile akarsu ve yağmurların şekillendirmesine bir nebze de olsa uğramıştır. Bu durum yeryüzündeki çöllerin büyük kısmı için geçerli bir durumdur. Hali hazırdaki polijenik topografyanın oluşum sebebi yer şekillerinin oluşumunda gençlikten yaşlılığa kadar gelişim için gereken zamanın oldukça fazla olması ve bu zaman içerisinde hâkim olan – iklim gibi – şartların değişimidir.

Daha önce bahsedildiği üzere hali hazırda sınırlarını belirlemesi zor olan bu topografik bölgelerin bir de zaman içerisinde üst üste binmesi sınırlandırmayı daha da zor bir hale getirmektedir. Kurak ve nemli bölgeler ne kadar birbirinden açıkça farklı özelliklere sahip olsalar da iki alan arasında kalan yarı-kurak alanlar için bu durum geçerli değildir. Ancak bu alanların sınırlandırmak için kimi ölçütler bulunmaktadır.

 

Büyük Havza Çölü

Timbuktu ve Çevresi

Büyük Sahra Çölü

I. Topografya Şekillerine Göre

 

Daha önce bahsedildiği üzere asli kurak bölgelerde şekillendirme aktivitesi yerel taban seviyesini esas alır, son taban seviyesi olan küresel deniz seviyesinden bağımsız bir işleyiş hâkimdir. Ancak yarı-kurak bölgelerde – her ne kadar yerel taban seviyesi önemli bir rol oynamaya devam etse de – deniz seviyesi şekillendirme de asli rolü oynar. Bu açıdan değerlendirildiğinde yarı-kurak bölgeler, nemli bölgelere benzer bir özellik gösterir, ancak pediment, playa ve bahadaların varlığı ile nemli bölgelerden ayrılır.

 

J. Dresch gibi kimi araştırmacılar, kurak bölgelerin sınıflandırılması işinde jeomorfolojik karakterlerin dayanması gerektiği fikrini savunarak kurak bölgeleri yani çölleri dahi iki kısma ayırmıştır. Bunlar; deflasyon olayı ile oluşmuş düzlükler olan ve esasen eski platformlar veya kalkanlar üzerinde oluşmuş, Sahra ve Kalahari gibi çöllerin örnek olarak gösterilebileceği ilk sınıf ile daha engebeli bir görünüme sahip olan ve Andlar ve Orta Asya çöllerinin örnek olarak verilebileceği ikinci sınıftır. İlk sınıfta aşındırma faaliyetleri ön plandayken ikinci sınıfta biriktirme olayları ön plana çıkar.

 

II. Bitki Örtüsüne Göre

 

Bu tasnife göre bitki varlığına neredeyse hiç rastlanılmayan ya da fakir de olsa aralıklı bir bitki varlığına sahip olan alanlar kurak – çöl bölgeleridir. Step – bozkır özelliği gösteren alanlar ise çöllere kıyasla daha zengin bir bitki varlığına sahip olup yarı-kurakalanlara karşılık gelirler. Nemli bölgeler ise – antropojenik faaliyetlerden etkilenmeksizin – daimi yeşil kalan ot toplulukları ve ormanlarla karakterize edilir.

 

III. Drenaj Karakterine Göre

 

Bilindiği üzere nemli bölgeler akarsu akışının denizlerde son bulduğu drenajın dışarı bir akışa imkân tanıdığı alanlar olup ekzoreik sahalar olarak adlandırılır. Bu alanlarda akarsu şebekesi çeşitli bölgelerden topladığı suları bir noktada denizle kavuşturur. Örneğin Alplerden doğup Tuna Deltası’nda Karadeniz’e dökülen Tuna nehrinin sahip olduğu akaçlama havası gibi.

Kurak bölgelerde ise akarsular sürekli akıştan mahrum haldedir, bu gibi alanlar areik sahalar olarak adlandırılır. Yarı-kurak alanlarda ise kapalı havza özelliği gösteren yani andoreik drenaj göze çarpar. Ancak unutulmamalıdır ki kimi alanlarda akarsuların denizlere kavuşmamasının sebebi havzasındaki kurak şartlardan ziyade topografya şartlarından kaynaklanmaktadır. Volga nehri havzasının güzel bir örnek oluşturabileceği, andoreizmin bu özel türüne orografik andoreizm denilmektedir.

 

IV. Toprak Tipleri ve Pedojeneze Göre

 

Zonal toprakların oluşumunda bilindiği üzere iklimin ağır tesiri bulunmaktadır. Kurak ve yarı-kurak bölgelerdeki iklimsel özellikler şüphesiz ki toprak oluşumunda bir takım karakteristiksel özellikler oluşturmaktadır. Kestane ve kahverengi step toprakları ile çernozyumlar yarı-kurak bölgeleri temsil ederken serozyumlar asıl kurak bölgeleri temsil etmektedir. Kurak ve yarı-kurak bölgelerde oluşan Ca açısından zengin olduğundan Pedokal adını alan toprak çeşidi bu bölgelere hâkimdir. Pedokallerde A horizonu kimyasal ayrışmanın az olmasından kaynaklı olarak açık renkte olup B horizonunda suyun buharlaşmasına bağlı olarak kaliş çökelimi vardır. Bütün pedokallerde kalsifikasyon olarak bilinen kireçlenme olayı görülür, kuraklık arttıkça B horizonu yüzeye yaklaşır ve en kurak sahalarda yüzeye çıkar, ek olarak yüzeyde kireç ve diğer tuzların birikmesiyle oluşmuş sert bir tabaka oluşturur. Esasen bu gibi sertleşmiş zonlara duricrust - drikrast adı verilir. Demir ve Manganez gibi madenlere ait tuzların çökelmesi sonucunda oluştuğundan rengi genellikle çikolata rengi veya siyahımsı olan çok ince bir tabaka özelliği gösteren çöl verniği, ve kalkerden oluşup tamamen sertleşmiş bir kabuk olan kaliş, drikrasttır. Kalişler, çöl verniklerine göre daha kurak olan ortamlarda oluşurlar. 

 

V. Klimatolojik Verilere Göre

 

Yağış miktarı kuraklığın oluşumunda oldukça önemli bir etken olduğundan yıllık yağış miktarına göre yarı-kurak ve kurak alanları belirlemek mümkündür. Ancak 200-400 veya 250-500 mm arasında yıllık yağış alan bir bölge yarı-kurak, daha az yağış alan bir bölge ise asıl kurak bölgedir. Ancak bu yöntem beraberinde bir takım eksiklikleri barındıran kaba bir yöntem olmasına karşın basitliğinden dolayı yaygınca kullanılmaktadır. Bu yöntem buharlaşma ve sıcaklık gibi pek çok önemli faktörü yok saydığından kimi bölgelerde yanlış sonuçlar verebilmektedir. Örneğin bir bölge yukarıda bahsi geçen miktarlarda yağış almasına karşın buharlaşmanın da fazla olmasından kaynaklı olarak kurak bölge olarak nitelendirilebilir. Bu yüzden kimi araştırmacılar çeşitli etmenleri esas alan formüller oluşturmuş ve kurak ve yarı-kurak bölgeleri tespit etmeye çalışmışlardır.

De Martonne

1923 Tarihli Formül

I =

P

T + 10

Yıllık Yağış Miktarı (mm)

Kuraklık

İndisi

Yıllık Sıcaklık Ortalaması (C°)

Sabit Sayı

1923 Tarihli Formül

De Martonne

1942 Tarihli Formül

I =

12p

t + 10

Yıllık Yağış Miktarı (mm)

En Kurak Ayın Yağış Miktarı (mm)

Yıllık Sıcaklık Ortalaması (C°)

Kuraklık İndisi

P

T + 10

+

2

En Kurak Ayın Ortalama Sıcaklığı (C°)

1942 Tarihli Formül

  • 1923 formülüne göre; indis değeri 10'dan küçük olan yerler kurak bölgeleri, 10-20 arasında olan yerler ise yarı-kurak bölgeleri göstermektedir. (20-30 yarı-nemli, 30'dan fazla nemli)

  • 1942 formülüne göre ise indis değeri 5'ten küçük olan yerler kurak bölgeleri, 5-10 arasında olan yerler ise yarı-kurak bölgeleri göstermektedir. (10-20 yarı-nemli, 20'dan fazla nemli)

Köppen

Step ve Çöl Sahaları Ayırmada Kullanılan Formül

1. Kış yağışlarının egemen olduğu yerler için: r=t

2. Yaz yağışlarının egemen olduğu yerler için: r=2t+14

3. Her mevsim yağışlı yerler için: r=2t+7

r= Yıllık Ortalama Yağış Miktarı (mm)

t= Yıllık Ortalama Sıcaklık Miktarı (C°)

Step ve Çöl Sahaları Ayırmada Kullanılan Formül

Köppen

Step ve Nemli Sahaları Ayırmada Kullanılan Formül

1. Kış yağışlarının egemen olduğu yerler için: r=2t

2. Yaz yağışlarının egemen olduğu yerler için: r=2(t+14)

3. Her mevsim yağışlı yerler için: r=2(t+7)

r= Yıllık Ortalama Yağış Miktarı (mm)

t= Yıllık Ortalama Sıcaklık Miktarı (C°)

Step ve Nemli Sahaları Ayırmada Kullanılan Formül

  • Step ve çöl sahalarını ayırmada kullanılan formüllerde, r'nin değeri t, 2t+14 ve 2t+7 den büyükse o yer yarı-kurak sahaya, küçükse çöl sahasına girer.

  • Step ve nemli sahaları ayırmada kullanılan formüllerde, r'nin değeri 2t, 2(t+14) ve 2(t+7) den büyükse o yer nemli sahaya, küçükse yarı-kurak sahaya girer.

Erinç

1965 Tarihli Formül

I  =

P

T

Yıllık Ortalama Yağış Miktarı (mm)

Yağış Etkinliği

İndisi

Ortalama Maksimum Sıcaklık (C°)

m

om

Erinç Formülü

Thornthwaite

1948 Tarihli Formül

I  =

100s - 60d

n

Yıllık Su Noksanı (cm)

Yağış Etkinliği

İndisi

Yıllık Potansiyel Evatpotranspirasyon Miktarı (cm)

m

Yıllık Su Fazlası (cm)

Thornthwaite Formülü

  • Erinç formülü uygulandığında çıkan sonuç 8'den küçük ise kurak, 8-23 arasıysa yarı-kurak, 23-40 arasıysa yarı-nemli, 40-55 arasıysa nemli, 55'den fazlaysa çok nemlidir.

  • Thornthwaite formülüne göre çıkan sonuçlar 100'den büyükse çok nemli, 20-100 arasıysa nemli, 0-20 arasıysa yarı-nemli, -20-0 arasıysa kurak-yarı-nemli, -40-(-20) arasıysa yarı-kurak, -40'dan az ise kurak bir karakter sahaya hakimdir.

MGM Tarafından Hazırlanmış Kuraklık Haritaları 

Kurak ve Yarı-kurak Bölgelerin Oluşum Nedenleri

Bahsedildiği üzere yerküre üzerinde oldukça geniş bir yer kaplayan kurak ve yarı-kurak bölgeler (ve topografyası) tropikal bölgelerden ılıman karasal alanlara kadar sokulmaktadır. Ancak yine de kurak ve yarı-kurak bölgelerin kahir ekseriyeti genellikle subtropikal alanlara yayılmıştır. Ancak Dünya genelindeki bu geniş yayılım gösteren çöllerin oluşum sebebi tıpatıp aynı olmadığı için tek bir sebeple açıklanamaz. Yine de en büyük etkenlerden biri genel atmosfer dolaşımına bağlı olarak oluşmuş sürekli yüksek basınç (antisiklon) alanlarıdır. Bu yüksek basınç alanları subsidans (üst atmosferde soğuyarak ağırlaşan havanın yeryüzüne yaptığı haraket), adiabatik ısınma (dikey hava hareketlerine bağlı olarak hava kütlesinde yaşanan ısı değişimi) ve diverjans (yeryüzüne yaklaşan havanın çevreye yayılması) sahaları olduğundan yağış oluşumuna pek elverişli değildir. Bu şekilde oluşmuş çöller ve yarı-kurak alanlara Sonora, Sahra, Arabistan ve Avustralya çölleri verilebilir.

Kurak ve yarı-kurak alanların oluşumunda bir diğer önemli etmen topografyadır. Etrafı yüksek alanlarla çevrili çukur bir alanlar başta olmak üzere denizel etkinin sokulamadığı alanlarda kurak ve yarı-kurak alanlar oluşabilir. Orta Asya çölleri ve Büyük Havza çölü bu duruma oldukça güzel bir örnektir. Ayrıca Anadolu’nun iç kısımlarındaki yarı-kurak alanların oluşumunda da benzer etkilerden söz edilebilir. Güney’de Toroslar Kuzey’de ise Kuzey Anadolu Dağları’nın bir kale gibi kuşattığı Anadolu’nun merkez kısımlarına denizel etkiler nispeten daha az tesir eder.

Kurak ve yarı-kurak alanların oluşumundaki üçüncü neden ise soğuk su akıntılarıdır. Soğuk su akıntılarının karayla birleştiği kısımlarda hava kütlelerinin tabandan soğuması bu alanlarda yüksek basınç oluşumuna neden olur. Genel atmosfer dolaşımının oluşturduğu yüksek basınç alanlarında olduğu gibi bu alanlarda da yağış miktarı az olduğundan çöller oluşur. Bu şekilde oluşmuş çöllere en güzel örnekler ise Benguela Soğuk Su Akıntısı tesiri ile oluşmuş Namib ve Peru/Humboldt Soğuk Su Akıntısı tesiri ile oluşmuş Atakama çölleridir.  

Orta Anadolu

Atakama Çölü

Namib Çölü

Kurak ve Yarı-Kurak Bölgelerdeki Şekillendirici Etmen ve Süreçler

Kurak ve yarı-kurak bölgelerde yer alan jeomorfolojik şekillerin oluşumunda bir birinden farklı pek çok şekillendirici etmen ve süreç bulunmaktadır.

  • Çözülme Süreçleri

 

Kurak ve yarı-kurak bölgelerde fiziksel ve kimyasal çözülme topografyanın şekillenmesinde önem arz eder. Kimyasal çözülme her ne kadar fiziksel çözülmeden daha az etkiye sahip olsa da yok değildir. Bu bölgelerde kimyasal çözülme genel hatlarıyla fiziksel çözülmeye hazırlayıcı ve kolaylaştırıcı bir rol oynar. Buna göre kaya içerisine sızan ve derin kısımlarda uzun müddet korunan su ve kimyasal reaksiyonların etkisiyle oluşan çatlaklar, fiziksel çözülmeyi kolaylaştıran ve ona öncü olan faaliyetler olmaktadır.

 

Kurak ve yarı-kurak bölgelerdeki iklim şartlarından dolayı havadaki su buharı miktarının az olduğu kurak bölgelerde günlük sıcaklık farklılıkları çok yüksektir. Bitki örtüsü cılız olmasından dolayı topografyada sıcaklık değişimlerine karşı toprağı koruyan bir canlı katmanından söz edemeyiz. Sıcaklık iletmek konusunda genelde kötü durumda olan kayaların dış yüzeylerinin hızlıca ısınıp-soğuması durumu, iç kısımlarda görülmez. Oluşan sıcaklık farkı kayada bir gerilime neden olur. (Kimyasal çözülmenin oluşturduğu bahsi geçen küçük çatlakların da kolaylaştırıcı etkisiyle) kayalar tabakalar halinde parçalanarak (Eksfoliasyon) fiziksel ayrışmaya uğrar. Bu yolla ulaşan tabaka parçaları ve bloklar zamanla daha da küçük parçalara ufalanırlar. Kayalarda meydana gelen bu durum granit gibi heterojen yapı gösteren kayaçlarda daha hızlı gerçekleşir.

 

Fiziksel çözülmenin hâkim olması, morfoloji üzerinde bir takım etkilere neden olmaktadır. Örneğin kurak bölgelerde çözülme ile oluşmuş olan döküntüler, seller ve sellenmelerle bölgeden uzaklaştırıldığından, önü temizlenmiş yamaçlar dikliklerini korurlar. Böylece yerli kaya, yüzeyde de varlığını sürdürerek şiddetli aşınmaya uğramaya devam eder. Bu devamlı aşınma sonucunda yamaç dikliğini koruyarak yavaş-yavaş geriler. Nemli bölgelerdeki yamaç gerilemesinde diklik azalma eğiliminde olup kurak alanlardaki paralel yamaç gerilemesinden farklılık gösterir.

 

  • Akarsuların Rolü

Akarsuların veya yağışların topografya şekillenmesi üzerinde çok az bir etkisi olduğu düşünülse de, bu faaliyetler yeryüzünün şekillenmesinde oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Öncelikle unutulmamalıdır ki kurak bölgeler nemli bölgelerden doğup kurak bölgelerden geçen büyük (Nil, Colorado, Seyhun ve Ceyhun gibi) akarsular hariç düzenli akıştan yoksun alanlardır (Bu şekildeki akarsular allojen akarsular adlandırılır). Allojen akarsular kurak alanlardan geçerken buharlaşma ve sızma gibi sebeplerden dolayı kütle kaybederken neredeyse hiç beslenmez[1]. Ancak akarsu yeterince güçlüyse çölü aşabilir ki bu durumda topografyaya uygulayacağı etki nemli bölgelerdekiyle hemen-hemen aynıdır. Nitekim kurak bölgelerde zemini ve yamaçları koruyacak vejatasyonun neredeyse hiç bulunmuyor oluşu aşındırma faaliyetlerini hızlandırır. Bu sebepten ki bahsi geçen akarsular oldukça yüklü bir haldedir. Taşıdıkları materyallerin fazlalığından kaynaklı olarak nemli bölgelerdeki akarsulara nazaran daha hızlı biriktirmeye başlarlar. Yataklarında kimi alanları doldurdukları için kimi alanlarda saparak bir takım kollara ayrılarak örgülü bir akış sergilerler (Bir örnek görmek için tıklayınız).

 

Ancak kurak ve yarı-kurak bölge akarsularının çoğu süreksizdir. Yağış düştüğü zaman, birden ortaya çıkan, şiddetli ve derin etkiler oluşturan bir yapıdadırlar. Ancak bu geçici akarsular uzun bir süre varlığını sürdürmeden yok olurlar. Kurak bölgelere çok az yağış düşmesine rağmen hatta bazen yıllarca yağmur yağmamasına karşın, oluşan yağışlar mahallî ve serttir. Bu durum eğim boyunca bir akarsu oluşmasını sağlar, ayrıca eğer zemin kil gibi su geçirgenliği çok düşük olan bir malzemeden oluşmuşsa, hali hazır su yatağı suyu yeterince iyi drene edemez, bunun sonucunda akarsu yatağından taşarak zemini kaplar biçimde eğimi takip eder. Bu şekildeki bir akışa yüzeysel sellenme denir. Bu hareketler seyrek yaşanmasına karşın topografya gelişimi açısında oldukça etkili bir yere sahiptir.

Kurak bölgelerde yaşanan sağnak yağışların ardından yaşanan sel ve çamur akıntılarını gösteren videoları izlemenizi öneririz.

  • Çamur Akıntıları

 

Çamur alıntılarının oluşumu açısından en uygun sahalar yarı-kurak bölgelerdeki, üzerinde kil, volkanik kül veya katılaşım kayalarının kimyasal ayrışması sonucunda oluşan kalıntı kil gibi oluşumların yer aldığı dik ve çıplak yamaçlardır. Bu şartlar altındaki bir alana düşen bir sağanak yağış sonrasında iri blokları oldukça uzaklara taşıyabilecek kadar güçlü bir çamur akıntısı oluşabilir.

 

  • Rüzgâr Etkisi

 

Kurak ve yarı-kurak alanlarda en önemli şekillendirici etkilerden biri rüzgarınkisidir. Ancak rüzgâr her ne kadar büyük bir etmen olsa da yaygın kanın aksine tek başına başat bir aktör değildir.  Rüzgâr kurak ve yarı-kurak sahalara başlıca iki yolla etkide bulunur. Bunlardan ilki taşıma-süpürme (deflasyon) ve ikincisi aşındırmadır (korrazyon)[2].

Rüzgâr aşındırması büyük ölçekli şekillerin meydana gelmesine neden olmaz, daha çok kayaçların yüzünü çizen, cilalayan ve kimi alanları oyan bir etkiye sahiptir. Rüzgârın zeminde yaptığı bu aşındırıcı etkinin sebebi taşıdığı kum ve toz taneciklerinden ileri gelmektedir. Burada daha çok pas temizlemek için kullanılan kumlama tabancalarının yaptığı etkiye benzer bir etki görülmektedir, (https://youtu.be/mxpXVrboLKw videoyu izleyerek bu etkiyi görebilirsiniz). Bu şekilde kayaç yüzeylerinde cilalanma etkisi görülür. Ancak unutulmamalıdır ki oluşum bakımından aşındırma yoluyla çöl verniğinden farklılaşan bu cila ayrıca çöl verniğine kıyasla oldukça ince bir katmandır.

Aşındırma etkisini yapabilmek için rüzgârın kum ve toz taneciklerini havaya kaldırıp fırlatması gerekir. Toz taneciklerinin boyutu önemli olmakla beraber rüzgârın partikülleri aşındırmada etkili olacak şekilde yükselttiği maksimum sınır 1-2 metreyi geçmez. Bu yüzden kimi kaya bloklarının alt kesimleri çok daha fazla aşınmaya uğrar, sonunda mantar kayanın oluşumunda da etkili bir rol oynayan durum görünür.

 

Rüzgarın taşıma (deflasyon) yolu ile yeryüzünde yaptığı etki daha önemlidir. Basitçe rüzgârın toz ve kum tanelerini süpürmesidir. Bu yolla aşınma ardından bir alana yığılmış malzeme alandan temizlenerek aşınmaya karşı daha elverişli bir ortam oluşturur. Deflasyon ile yer yüzeyinde bir aşınma görülebilir ancak deflasyonun kuvvetini belirleyen bir takım unsurlar vardır. Bunlardan ilki, arttıkça deflasyonun şiddetinin de arttığı, Rüzgâr Hızıdır. Rüzgâr hızı arttıkça taşınan unsurların miktarı ve taşıma mesafesi de artar. İkici önemli etmen Unsur Boyutu ve Şeklidir.  Unsur boyutu ne büyük ve şekli ne kadar köşeli ise taşınması zorlaşır. Bitki Örtüsünün durumu bir diğer etmendir. Bitki örtüsünün varlığı yüzeyi koruyarak deflasyonun etkisini azaltır.  Deflasyona uğrayan yüzey Zırh veya Kabuklarla sarılmışsa kayaç rüzgarın etkisinden korunacağından deflasyonun etkisi azalmış olur. Benzer bir etki zeminin Nemli Oluş Durumu ile de ortaya çıkar. Zemin nemli oluşu deflasyonu önleyici bir etkide bulunur. Antropojenik Etkiler ayrıca önemlidir, insan faaliyetinin sonucunda arazinin kullanımında yapılanlar (örneğin bitki örtüsünü kaldırarak yanlış alanlara tarlalar açmak) deflasyonun şiddetinde etkili olur. Deflasyonun olumsuz etkilerini azaltmak için alınabilecek en güzel ve etkili önlemlerden biri bitkilerden yeşil duvarlar inşa etmektir. Böylece rüzgarın hızı bir nebze kesileceğinden, taşıma kapasitesi de düşecektir. Bir diğer seçenek ise deflasyona uğrayan yüzeyi mekanik veya kimyasal yollarla sabitleyerek etkiyi azaltmaktır lakin bu yöntem yerel ve sınırlı bir ölçüde kalmaktadır.

Topografya Şekilleri

  • Yardanglar

Eski göl diplerine çökelmiş kil, mil ve silt gibi gevşek ve yumuşak tortul tabakaların, korrazyonun etkisine maruz kalmasıyla oluşmuş şekillerdir.  Yardanglar isimlerini şeklin yaygın biçimde görüldüğü Orta Asya’dan alır, günümüzdeki yardang kelimesi, Eski Türkçede “dik yarık” anlamına gelen “yar” kelimesinden türemiştir (Yardang|Jardang olarak kullanılan terim, İsveçli kâşif Sven Anders Hendin vasıtasıyla 1904 yılında İngilizce’ye geçmiştir). Oluşum yönleri hâkim rüzgâr yönüne paralel olan “U” şeklinde oluklar ve bu olukları birbirinden ayıran sırtlardan oluşan yardangların oluşturduğu yükselti farkı (oluk ve sırt arasındaki) birkaç santimetreden birkaç metreye kadar değişebilir. Bazı büyük yardangların yamaçlarında, sel yarıntıları dahi görülebilir. Rüzgâr etkisiyle oluşmuş bu yer şeklinde sırtların oluştuğu yerler, çalı vb. bitkilerin bulundukları konumlara karşılık gelmektedir.

 
yardang.png

Yardang - Wang, zhen-ting & Wang, Hong-Tao & Niu, Qing-He & Dong, Zhi-Bao & Wang, Tao (2011)'den alınmıştır.

Çin Halk Cumhuriyetindeki Dunhuang Yardang Ulusal Jeopark

  • Şahitkaya (Zeungen) ve Mantarkayalar (Gur)

Şahitkayalar ve mantarkayalar genellikle yumuşak ve sert tabakaların üst üste oluştukları yatay yapılı sahalarda görülürler. Oluşumlarında yalnızca rüzgâr değil; fiziksel parçalanma, kimyasal ayrışma ve akarsu aşındırmasının da payı vardır. Esasen rüzgârın şeklin oluşumundaki payı yaygın kanın aksine çok daha kısıtlıdır. Çoğunlukla bu yapıların üst kısımları aşınmaya karşı daha dirençli olan, sert bir tabakayla kaplıdır. Oluşumlarında, üstte yer alan sert tabakanın diaklazları izleyerek derine sokulan kimyasal çözülme ile parçalanması ve korazyon etkisiyle birbirinden ayrı yatay yapılı şahitkayaların oluşumu gözlenir. Bahsi geçen bu yapıların uzunluğu 20-30 metreyi bulabilir. Şahitkaya ve Mantarkaya arasındaki fark ise mantarkayanın taban kısımlarının aşınarak incelmesi ve bir sapa benzemesidir.  Mantarkayalar Büyük Sahra’da gur veya kelimenin çoğul versyonu olan gara adıyla da anılır. Her ne kadar kurak ve yarı-kurak bölgelerde görünen yapılar olsa da, şahitkayalar ve mantarkayalar nemli bölgelerde de görülebilir. Nitekim nemli bölgelerdeki şartlar, oluşumu güçleştirdiği gibi var olanların da kısa sürede ortadan kaldıran bir etkiye sahiptir.

800px-MoabHoodoo.jpg
Buntsandstein_Waben.jpg
HoneycombWeatheringCambrianIsrael.jpg
  • Kovuklar, Tafoniler ve Kafesli Çözülme

Genellikle kalker çimentolu kumtaşları üzerinde çözülme ve rüzgar aktivitelerinin ortak tesiri altında oluşan kazan şeklindeki çukurlar, deflasyon çukuru olarak adlandırılır. Oluşum sahaları kurak iklimlerdeki ovalık alanlara denk gelmektedir. Oluşumunda ise çimentonun sular tarafından eritilerek uzaklaştırılması ve geride kalan serbest kum tanelerinin rüzgarla uzaklaştırılması rol oynar. Zayıf direnç gösteren alanların daha hızlı aşınmasıyla kimi diklikler (kornişler) oluşur. Aşındırma faaliyetlerinin uzun süre devam etmesi sonucunda oluşmuş olan, korniş derinleşerek derin bir kovuğa dönüşür. Eğer karşılıklı olarak iki derin kovuk oluşursa zamanla yaşanan birleşme sonucu doğal köprüler oluşur. Bu oluşum kurak bölgelerde görülmekle beraber, diğer bölgelerde de özellikle falezlerde karşımıza çıkar.

Bu çözülmenin çok belirgin bir başka şekli de tafonilerdir. Tafoniler büyük kayaların iç kısımlarının çözülerek bozulması sonucu oluşmuşmuş şekillerdir. Bu şeklin oluşumunda kayacın dış kesiminin, kayaca sızmış suların kapilerite ile tekrar yüzeye yükselmeleri ve bünyelerinde bulunan erimiş tuzları kayacın yüzeyinde buharlaşırken bırakmaları sonucu oluşan demir ve manganez oksidi gibi maddelerin oluşturduğu çökelmelerin kayayı bir zırh gibi sarıp, dış yüzeyi sarması oldukça önemlidir. Bu süreç zarfında kayacın iç kısmıysa daha zayıf bir hale bürünür, en nihayetinde bloğun ikiye bölünmesiyle zayıf iç kesim uzaklara taşınabilecek bir hale gelir. Zamanla içi boş kayalar oluşur. Ancak oluşumlarında sonradan ortaya çıkan iç kısmın süpürülmesi haricinde rüzgar etkisinden söz edilemez. Tafoniler özellikle granitler ve kütle hallerindeki kum taşlarında oluşurlar. İsimlerini ise Korsika’daki içi boş granit bloklardan almışlardır.Daha küçük boyutlu tafonilere ise Kafesli veya petekli aşınma şekilleri de denir. Bu şekiller kum fırtınalarının etkileriyle sık sık karşı-karşıya kalan heterojen kayaların yüzeyinde, korazyon etkisiyle zayıf kesimlerin aşınırken sert kısımların direnmeleri ve zamanla bu iki kısım arasındaki farklılaşmanın artarak kafese veya peteğe benzer şekiller oluşturmaları sonucunda ortaya çıkan yer şekilleridir.

  • Façetalı Çakıllar

Kuvvetli kum fırtınalarının oluşabildiği kurak sahalarda rüzgârın etkisiyle sürüklenen ve genelikle kuvars gibi sert ve iyi cila kabul eden kayaçlardan oluşmuş çakıllar, zaman içerisinde cilalanırlar. Ayrıca bu etki, çakılların yüzeyinde hafifçe bükük façeta (yüzey) oluşturur. Eğer etki uzun süre devam ederse çakıl veya bloğun üzerinde hâkim rüzgâr yönüne doğru 30 ila 60° bir eğimle yükselen bir façeta oluşur. Bir zaman sonra çakıl veya bloğun altı yeterince oyulur ve bir yana devrilir. Aynı süreç bir daha yaşanır ve başka bir kısımda façeta oluşur. En çok karşılaşılan façetalı çakıllar genellikle üç façetalı olanlardır.

00734 IMG_0799 7 cm ventifact dreikanter

Façetalı Çakıl - https://www.sandatlas.org/ventifacts-and-dreikanters/'den alınmıştır.

Adsız.png

Façetalı Çakılların Oluşumu

  • Çöl Kaldırımı

Deflasyonu tanımlarken, taşınan unsurun boyutunun ve ağırlığının taşıma kapasitesini etkilediğini belirtmiştik. İnce ve hafif toz ve kum taneciklerinin deflasyondan etkilenerek uzaklara süpürülmesi sırasında aynı mevkide bulunan iri ve ağır taş blokların deflasyondan asgari düzeyde etkileneceği açıktır. Ayrıca Deflasyon Gecikmesi olarak da adlandırılan kalın ve ağır  unsurların, ince ve hafif unsurlara kıyasla daha yavaş deflasyona uğrama olayı, çöl kaldırımı oluşumu esnasında açıkça görülür.  Bahsi geçen bu etkiden dolayı taş parçaları arasındaki toz ve kum taneleri tamamen süpürülebilir, genellikle düz ve düze yakın zeminlerde olmak üzere geriye arnavut kaldırımı gibi döşenmiş misali duran taştan bir kaplama kalır. Bu nedenden dolayı oluşan şekle çöl kaldırımı adı verilir. Ayrıca bu oluşan yapı zemini deflasyona karşı koruyan bir şekil olduğundan çöl zırhı olarak da adlandırılır. Çöl kaldırımı çok farklı maddelerden oluşabilir. Çöl kaldırımlarından belki de en ünlüsü, yerli kayayı örten alüvyal örtünün deflasyona uğramasıyla oluşan hamada’dır. Eğer hamada oluşumu daha da ileri bir boyuta giderse ince taneler tamamen uzaklaştırılır ve geriye sadece taşlar kalır, bu tip hamadalar harra olarak isimlendirilir. Bu yapıyı oluşturan köşeli kayalar da ortadan kalkarsa yerli kaya tamamen ortaya çıkar ve çıplak kaya hamadası olarak adlandırılır.

 

800px-DesertPavementMojave2010.jpg

Çöl kaldırımlarının bir diğer şekli de konumuna göre Reg veya Serir olarak adlandırılır. Regler; kum ve çakıl depoları, birikinti koni ve yelpazeleri veya taraça dolguları gibi azonal detritik unsurlar üzerinde gelişir. Bu oluşumlarda unsur büyüklüğü yumurtanınkini geçmez ve daha yuvarlaklaşmış köşelere sahip bir şekil gösterir.

  • Badland​s

Kurak ve yarı-kurak bölgelerde en çok göze çarpan topografyalardan biri olan badlands topografyası; killi, marnlı, kumlu ve milli tabakaların peş-peşe sıraladıkları yamaçlarda daha çok karşımıza çıkmaktadır. Bitki örtüsünün korumasından yoksun durumdaki ve bu özellikleri taşıyan bir yamacın sağanak yağışlar sırasında, çok fazla sayıdaki oluk, kanal ve yarığın oluşmasına imkân vermesiyle oluşur. Zamanla bu yarıklar küçük derecikler oluşturarak yataklarını derinleştirirler.

  • Playalar

Öncelikle belirtmek gerekir ki playalar bulundukları konuma göre çok farklı isimlere sahiptir. Öyle ki Türkistan’da Takır, İran’da Kevir, Büyük Sahra’da Şot veya Sabha, Güney Amerika’da Salar veya Salinas olarak anılmaktadırlar. Bahsi geçen terimler kurak ve yarı-kurak alanlardaki geçici göllerin, su birikintilerinin veya bataklıkların zeminini adlandırmak için kullanılan bir ifadedir. Playalar hemen-hemen hiç engebeli olamayan düz araziler olup, Balson olarak adlandırlan kurak bölgelerdeki yüksek alanlarla çevrili kapalı havzaların en alçak kısımlarını oluştururlar. Yapıları kil, mil ve tuzdan oluşan playaların güzel örneklerini ABD’deki Büyük Havza Çölü’nde görmek mümkündür. Bu bakımdan Playalar bölge peyzajının en önde gelen parçalarından biridir. Playaların bazı örneklerini görmek ülkemizde de mümkündür. Örneğin Erciyes dağının güney-doğusunda yer alan depresyon alanındaki Sultansazlığı bataklık alanı bir playadır. Hatta ülkemizin en büyük ikici gölü konumundaki Tuz-Gölü’de playalara bir örnek teşkil etmektedir. Tüm playalar için geçerli olmasa da Tuz Gölü örneğinde de görüldüğü gibi kimi playalar nemli devrelerde su altında kalabilir. Çok mükemmel bir düzlük olan playalar bu özelliklerinden ötürü nemli devrilerde, derinlik bakımında sığı ancak geniş bir alan kaplayan göller oluşturur. Geniş bir alanda oluşmuş sığ göller sıcaklık altında beslendiklerinden çok daha fazla buharlaşmaya açık hale gelirler. Bu durumda kurak devirlerde tamamen ortadan kaybolabilirler. Göl suları buharlaşırken içlerindeki tuzları ve diğer mineralleri playa tabanında bırakırlar bu yüzden playa tabanları nöbetleşe olarak çökelmiş tuz ve mil tabakalarından oluşurlar. Göl kuruduktan sonra gözle görülebilir hale gelen bu tabakalar göl tabanına açık ve beyazımsı bir renk verir.

Büyüklükleri bulundukları balsonun büyüklüğüne ve alanda toplanan su miktarına göre çok farklı büyüklüklerde olabilen playaların hepsi tamamen kurumaz bir kısım alanda sürekli bataklık alanlar oluşabilir. Ayrıca düz bir satha sahip olmasıyla ünlü olan – ve hatta kimi zamanlar üzerinde yarışlar yapılan – playalar çok kurak kaldıklarında, deflasyon ve korazyonun etkilerine açık bir hale geldiklerinden kimi çukur alanlarınoluşmasına imkan verir ve sonuçta playa neredeyse pürüzsüz düzlük karakterini kaybeder. Benzer çukurluklar yeraltı sularının zemine çok yakın olduğu yerlerde, suların tuzları eritmesine bağlı olarak da görülür. Kimi zamanlarda da bölgede görülen bir tektonik hareket veya iklim değişikliği drenaj yapısını değiştirebilir, bu durumda da playa kendinden daha alçak bir seviyedeki başka bir playaya bağlanabilir. Bu durumda üstte kalan playanın yüzeyi akarsular tarafından yarılabilir. Bu açıdan yapıları geri playalar, badlands topografyasının oluşumu için uygun karakterdedir.

  • Bahadalar

Balsonların yani kurak bölgelerdeki yüksek alanlarla çevrili kapalı havzaların, en yüksek dış kısımlarıyla en alçak seviyede bulunan playalar arasında kalan iki yamaç tipinden biridir. Bu yamaç tipini diğerinden ayıran en önemli şey yamacın oluşum şeklidir. Biriktirme aktivitelerinin sonucunda oluşan bahadalar, yerli-kayadan değil döküntü unsurlardan ve seller vasıtasıyla zaman içerisinde birleşmiş birikinti konilerinden oluşurlar.  Bahadaların depresyonun yerli-kayadan oluşmuş kenarına paralel olarak bir profil çizildiğinde, hattın alçaldıkça daha düzgün bir şekil oluşturduğu, üst kısımda ise sel yarıntılarının önünde bir birikinti konisi var olmasından kaynaklı olarak profilde küçük düzensizlikler olduğu göze çarpar. Kuruluş aşamasında daha çok radyal bir şebeke özelliği gösteren ve fazla derin olmayan ayrıca sık-sık yatak değiştirebilen geçici sel yatakları ile kaplanmış bahada yüzeyleri, yarılmış haldedir. Açıklamalardan anlaşılacağı üzere bahadalar oluşum bakımından nemli bölgelerdeki Piedmont ovalarına benzerler. Ancak piedmont ovaları; çok daha düzgün birikinti yelpazelerine, çok daha az eğime ve iyi yuvarlanmış ve elenmiş unsurlara sahip bir şekildir.

Badlands00503.JPG
800px-Racetrack_Playa_in_Death_Valley_Na
  • Pedimentler (Glasiler)

Balsonların yani kurak bölgelerdeki yüksek alanlarla çevrili kapalı havzaların, en yüksek dış kısımlarıyla en alçak seviyede bulunan playalar arasında kalan iki yamaç tipinden bir diğeridir. Onu bahadalardan ayıran temel fark oluşum şeklidir. Bahadalardan farklı olarak pedimentler aşınım yoluyla oluşur. Bu az eğimli düzlüklerin üzerinde birikmiş ince bir döküntü unsur olabilir.

Düzlüklerinden (tatlı eğim) ötürü belki de yapı platformlarıyla karıştırılabilirler ancak yapı platformlarının aksine pedimentler eğimleri boyunca kimi tektonik tabakaları keser. Görünüşleri itibariyle bahadalara da benzetilebilir ancak birikim değil aşınım şekilleri olmalarıyla ve eğimlerinin çok daha az, yüzeylerinin çok daha düzgün olmalarıyla ondan ayrılırlar.

Pedimentler, Pedimentasyon denilen bir aşınım süreci sonucunda oluşurlar. Bu süreç boyunca balsonun pedimente bakan kısmındaki yamaçlar geriletilir.  Bu şekilde genişleyen komşu pedimentler birbirine yaklaştıkça aralarında kalan dağlar aşınarak diş şeklindeki kalıntı tepelere yani Nubbinlere dönüşürler, bu şekilde büyük bir aşınım düzlüğü yani Pediplain – Pedova[3] meydana gelir. Pediplainlerin oluşum aktivitesi Pediplanasyon olarak adlandırılır.  

Gerilerindeki yamaçlardan keskin bir açıyla ayrılan pedimentlerin üzerlerinde zamanla değişen şartlara binaen birikinti konileri oluşabilir. Bu şekilde alüvyal bir mantoyla örtülmüş pedimentlere, Mantolu Pediment denir. Tam tersi olması da mümkündür, hâlihazırda var olan bahada ve birikinti konileri aşınıma uğrayarak pediment oluşturabilir. Bu durumda bahadayı oluşturan depolarının pediment yüzeyi tarafından kesildikleri görülür. Pedimentlerin oluşumunu açıklamaya çalışmış üç hipotez aşağıda sıralanmıştır. Bunlardan sonuncusu sorunları en iyi açıklayandır.

  1. Yüzeysel Sellenme Hipotezi

  2. Yana Aşındırma Hipotezi

  3. Yamaç Gerilemesi Hipotezi

 

  • İnselbergler (Adatepeler)

 

Kurak ve yarı-kurak bölgelerde, bazen yerli-kayadan bazense ince bir enkaz örtüsüyle kaplı olan aşınım düzlükleri üzerinde bulunan dik yamaçlı tek tepelerdir. Esasen iki tipe ayrılırlar bunlar biri bahsedildiği üzere pedimentasyon sürecinden kurtulan ve pedimentlerin içinde tek tepe durumunda kalan nubbinlerdir. İkinci tip ise daha çok peneplenlerdeki monadnocklara benzer bir şekilde flüvyal tesirin altında oluşmuş olanlardır.

 

  • Kanyonlar

Kanyonlar, akarsuyun oyarak oluşturduğu yamaçları bir duvar misali dik olan dar vadi/koyaklardır. Kanyonlar yalnızca kurak ve yarı-kurak bölgelerde görülen bir yer şekli değildirler. Ancak bir takım sebeplerden dolayı kurak ve yarı-kurak iklim bölgelerinde görülmeleri daha olasıdır.  Oluşumlarında içinde aktıkları yatağın yamaçlarının sularla işlenmesi çok daha sınırlı olduğundan yamaçlar dik kalırlar, derine aşınma devam ettikçe kanyon gelişir. Bu durumda akarsu aslında bir vadi olan kanyonu oluşturur. Nemli bölgelerde yamaçlar litolojik şartlar kenara bırakıldığından dik kalmamaya çok daha az yatkındır, ancak bu durum kurak bölgeler dışında kanyon oluşmasına engel bir durum değildir.  

Dünya’nın pek çok yerinde kanyonlar bulunmaktadır. Ülkemizde de Göksu, Ballıkayalar ve Ihlara gibi onlarca kanyon bulunmaktadır. Dünya’daki en derin kanyon Peru’daki Colca kanyonu olmakla beraber belki de en ünlüsü ABD’deki Büyük Kanyon’dur.

vadi

Büyük Kanyon

20190711105750488_Varda Koprusu 3.jpg

Kapıkaya- https://www.kulturportali.gov.tr/den alınmıştır.

uluru-credit-maree-clout-h-1920x576.jpg

Uluru (İnselberg)- parksaustralia.gov.au'den alınmıştır.

  • Kumullar

Çöller düşünüldüğünde akla kum tepeleri gelir ancak gerçekte kumullar çöllerin ancak küçük bir kısmını kaplarlar. Öyle ki kumulların oransal bakımdan en çok yer kapladığı Arabistan çölünde dahi bu oran 1/3 civarındadır. Kumullarla dolu bir yer olarak betimlediğimiz Büyük Sahra’da ise ancak 1/9’luk bir kısım kumullar tarafından örtülmüştür. Bu kumullarla kaplanmış çöllere Erg ismi verilir. Ergler, rüzgârların birbirlerine ve zemine çarparak unsurları ufalatmaları (atrisyon olayı) sonucu oluşmuş küçük parçacıkların uygun alanlarda birikmeleriyle oluşur. Esasen bu şekilde oluşmuş parçacıkların bir kısmı çöllerin dışına taşınır örneğin bu şekilde Büyük Sahra’dan Amazonlara taşınan toz parçacıklarının vejatasyon üzerinde oldukça yaralı etkileri olduğu bilinen bir gerçektir.

Kumulları oluşturan çeşitli kaynaklar bulunmaktadır. Bahsedildiği üzere bunlardan biri kara üzerindeki kayaçların çözülme süreciyle ufalanmasından gelir. Ancak hiç de küçümsenmeyecek bir kısmı da eski göl tabanları, akarsu alüvyonları ve sandur ovalarındaki depolardan gelmektedir. Ergleri oluşturan bir diğer kaynak da etkisi oldukça sınırlı olmakla beraber deniz kumullarıdır. Yeterli kum kaynağının olduğu durumlarda; hâkim rüzgâr yönü ve şiddeti, bitki örtüsü, kum kaynağına olan mesafe, zeminin nem durumu ve varsa zeminde göllerin ve bataklıkların varlığı ile kayalık çıkıntılar vb. tümseklerin oluşturduğu engellerin varlığı kumul oluşumu için bölgenin elverişli olup-olmaması konusunda belirleyici rol oynar. Özetle yeterli kaynağın yakın mesafede bulunduğu durumlarda kifayet miktarda rüzgâr kuvvetinin, ona engel oluşturan bir morfolojik birim tarafından gücünün kesilmesiyle, taşınan kum partiküllerinin, bir alana birikmesiyle kumullar oluşur.

Ancak oluşan bütün kumulların derinlikleri aynı değildir. 1 metreyi aşmayan bir kalınlığa sahip kum örtüleri ana kayayı kaplayabilir. Zibbar olarak da adlandırılan bu kum örtüleri kısa aralıklarla kısa yollar kat edebilir. Bu hareket kaynak bulunamadığı için yeni bir örtünün oluşturulamadığı durumlarda bile arazinin büyük tahribine neden olur.

Kumullar ise kum örtülerinden daha düzensiz bir yapı gösterir. Rüzgârın etkisiyle oluşan kumullar boyut ve oluşumlarına göre isimlendirilirler ve genellikle çapraz bir tabakalı bir yapı gösterirler.

a) Alize tipi kumullar: Alize tipi kumullar tıpkı alizeleri gibi sürekli aynı yöne esen rüzgârların tesiriyle oluşmuştur. Rüzgârın esiş yönüne paralel oluşmuş bu tip kumullar rüzgârın ilerleme yönüne doğru hareket ederler.

b) Muson – Meltem tipi kumullar: Birbirine ter yönde bir biri sıra esen muson gibi rüzgârların etkin olduğu sahalarda oluşur. Kumullar bu sahalarda rüzgârın esiş yönüne dik olarak oluşur. Hareketleri ise o esnada hâkim olan yöne doğrudur.

c) Konveksiyonel tipi kumullar: Çeşitli yönlerden esen rüzgârların olduğu ancak genel manada konveksyonel bir hareketin görüldüğü alanlarda görülür. Bu tip kumullar zeminde yuvarlak çukurluklar ve düzenli bir şekle sahip olmayan tepeciklerden oluşmuş bir alan oluşturur.

d) Enterferans tipi kumullar: Çeşitli yönlerden esen rüzgârların karşılaştığı alanlarda meydana gelir. Farklı alanlardan esen rüzgârların hâkim olmasından kaynaklı olarak boyu 300 metreyi bulabilen piramidal şekiller (yıldız kumullar) oluşur.

Rüzgâr Yönüyle İlişki Bakımından Kumullar

a) Enine Kumullar: Bu kumulların uzanış doğrultusu hâkim rüzgâr yönüne dik uzanan kumullardır. Eğer yeteri miktarda çok kum olursa, bir biri peşi sıra oluşmuş sırtlar ile bu sırtların arasında kalmış olan oluk şekilli kumullar oluşur. Tepeden bakıldığında tıpkı açık denizde karşılaşılan büyük dalgaların oluşturduğu şekle benzer dalgalı bir yapı görülür.  Kesin bir doruğu olan kumul sırtları rüzgâra bakan yamacın zamanla daha az eğim göstermesinden kaynaklı olarak disimetriktir.

Enine kumullar ayrıca kendi içinde farklı tiplere ayrılır. Bunlardan en yaygın olanı Barkanlardır. Tepeden bakıldığında hilale benzeyen barkanların, rüzgâra bakan kesimleri daha az eğim gösterir. Bu durum barkanın şekil almasında önemli bir etmendir. Çünkü bir kum tepesinin merkezi kısmı bahsi geçen olaya binaen giderek dikleşerek kuru kum da 34°’yi bulur ancak kum tepesinin sağ ve sol köşesi daha az materyale sahip olduğundan rüzgâra çok daha az mukavemet gösterir ve merkez kadar dikleşmekten ziyade ileri doğru hareket eder. Bu hareket sonucunda iki köşesi ilerlemiş ve merkezi dikleşmiş bir şekil olan barkan oluşur. Bazı durumlarda barkanın iç kısmı da dolu olabilir bu durumda Kum Kalkanı olarak isimlendirilir. Barkanla, kum kalkanı arasındaki ara bir form olan Nebha ise oluşum halindeki bir barkan olarak isimlendirilebilir. Nebhalar, bir vejatasyon etrafında birkaç metre yüksekliğe kadar biriken rüzgar kaynaklı tortulara verilen Arapça bir isimdir.

Parabolik kumullar ise “U” veya “V” şeklinde oluşmuş olan enine kumullardır. İlk etapta barkanlarla karıştırılabilir. Ancak barkanlardan farklı olarak parabolik kumulların iç kısımları rüzgârı geliş yönüne bakar. Eğer parabolik kumulların kolları daha da uzayıp bir firketeye (çengelliiğne) benzer bir şekil oluşturursa Firkete Kumulları olarak adlandırılır.

Plato Eteği Kumulları, platolar boyunca taşınan kumların platoyu sınırlayan dikliğin eteğinde birikmesiyle oluşurlar.

b) Boyuna Kumullar: Bu kumulların uzanış doğrultusu hâkim rüzgâr yönüne paralel uzanan kumullardır. En ünlü olanı Seyf (kılıç) veya Uruk olarak adlandırılan çeşididir.  100-200 metreye kadar yükselebilen kesin doruklara sahip, uzun kumul sırtlarıdır. Genişlikleri kabaca yüksekliklerinin altı katı kadardır.  Uzunlukları ise yüzlerce kilometreyi bulabilir. Birbirine paralel uzanan bu sırtlar bazen bir noktada birleşebilir, bu alanlarda Oghroud veya Rhourd adı verilen piramidal tepeler görülmektedir. Yüksek sırtlar arasında uzanan depresyonların şekli ise dümdüz değildir, kimi girinti-çıkıntılar bulunur. Bu depresyonlar kuvvetli depresyon neticesinde doğrudan yerli kayadan meydana gelebilir. Bu depresyonlar kervanların çöllerde izledikleri başlıca rotaları oluşturmakta ve Sahra’da Feic veya Gassi, Arabistan’da ise Şuygan olarak adlandırılmaktaydı. Tarım Havzası’nda bu depresyonlara sızan suların oluşturduğu sığ göletlere Bajir denilmektedir.

Şekil olarak seyflere benzeyen ancak ölü olmalarıyla onlardan ayrılan ayrıca şekil itibariyle tepe kısımları düz olan Balina Sırtları başka bir boyuna kumul şeklidir. Balina kumullar ile seyfler arasında ortaya giren ve dalgalı şekiller gösteren kum yığınları ise Ondülasyon olarak adlandırılır.

Kum gölgesi başka bir boyuna kumul çeşididir. Kum gölgesinin oluşumunda rüzgâra engel teşkil edecek kaya, çalı, falez gibi rüzgârın serbest akışına mani olacak engeller gerekir. Bu engelin arkası-sıra kuytuda kalan alanda kumlar birikir ve kum gölgesi oluşur.

Gedikönü kumulları boyuna kumulların başka bir örneğini oluşturur. Oluşumlarında vadiler gibi kimi gedik alanların giriş kısmına gelen rüzgârların aniden hız kesmesi ve taşıdıkları materyalleri biriktirmeye başlaması rol oynar. Oluşan şekil gedikten içeriye 5-6 km boyunca uzanabilir.

Kurak bölgeler dışında da örneğin kıyı bölgelerinde kumullar oluşabilir ancak bu şekiller kurak ve yarı-kurak bölgeler topografyası başlığı altında değerlendirilmeyecektir.

Sand-dune-type-adopted-from-Link-2001-Fi

Kumul Tipleri Al-Ali, Ali. (2015)'den alınmıştır.

Çöl Tepeleri

Kumullar

  • Ripple-Marklar

Çok küçük yer şekilleri olup rüzgârın kumullar üzerinde oluşturduğu ve çok hızlı değişim gösterebilen yer şekilleridir. Büyük kumul şekillerinin çok küçük ölçekli bir minyatürü olan ripple-marklar birbirine paralel sırtlar ve sırtların arasındaki oluklardan oluşur.

 

  • Lünetler

Esasen mil ve tozdan oluşan bir yer şeklidir. Rüzgârın taşıdığı miller ve tozların göl ve bataklık gibi arazilerin üzerinden geçerken nemlenip ağırlaşmaları ve hemen su birikintisi arkasına birikmesiyle oluşurlar. Yükseklikleri 8-10 metreyi geçmeyen lünetlerin genişlikleri kilometreleri bulabilir. Şekilleri genellikle hilal şeklinde olup rüzgâra bakan tarafları daha diktir.

Topografya Şekillerinin Gelişimi

I. Başlangıç: Kurak ve yarı-kurak iklimsel şartların etkisi altında kalmaya başlayan bir saha, ilksel kurak bölge şekillerinden oluşabileceği gibi nemli bir bölgeyken de bu etkiler altına girebileceğinden başka bir topografyanın jeomorfolojisini de taşıyabilir. Ancak her iki durumda da topografyada dağlar, platolar, yükseltiler ve depresyonların varlığı düşünülebilir. Böyle bir sahada oluşacak akarsuların ilksel eğilimlere kosekant olmaları doğaldır. Bu ilksel eğilimler ilksel depresyonlara doğru olacağından kapalı havzaların oluşumu olmaktadır.  Bu şartlar altında oluşan drenaj yapıları yeteri kadar suya kavuşamadığından akarsuların birbirine ve denize ulaşma olanağından yoksun kalırlar.

II. Gençlik: Gençlik döneminde kurak bölgelerde nemli bölgelerden farklı olarak rölyef silikleşmesi görülür. Bu durum, dağlarda oluşan “V” şekilli yarıklar ve kosekant akarsuların gelişmesi ve döküntü eğim boyunca taşınıp eğimin son azaldığı alanlarda biriktirilmesi ile görülür. Zamanla bu birikme alanlarında birikinti konileri görülür. Ayrıca kimi maddeler akarsuların daha güçlü bir akıma sahip olduğu dönemlerde depresyonun ortasına kadar getirilir. Burada biriken mil, kil gibi unsurlar ile playa oluşur. Ayrıca bu bölgede oluşan göller dışarıya su akıtamadığından tuz birikimi de yaşanır.  Rüzgar vasıtasıyla da kimi ayrıntı şekiller oluşabileceği gibi deflasyon vasıtasıyla kumul birikimleri de yaşanabilir.

III. Olgunluk:  Öncelikle belirtmek gerekir ki geç evrelere kurak bölgelerde nemli bölgelere nazaran daha geç bir zamanda ulaşılır. Bunun sebebi şekillendirmede başat aktör olan suyun bu bölgede az bulunmasıdır. Olgun evresinde su havlarının genişlediği ve balsonu oluşturan dağların gerilediği görülür. Bahada ve pedimentler oluşur. Çok gerileyen bazı akarsu vadileri arkadaki başka bir balsona sokulabilir. Eğer iki balson tabanı arasında yükselti farkı çoksa oluşan vadiden aşağıda kalan playaya çok sayıda unsur taşınır. Dağlar alçaldığından ve taban yükseldiğinden akarsu kuvveti azalır bu durumda aşındırma faaliyetleri de yavaşlar. Engebe azalır. Ayrıca dağlar alçaldığından bölgedeki yağış miktarı da düşebilir.

IV. Yaşlılık: Akarsular, havzalarını olabildiğince genel taban seviyesine indirmiştir. Dağlar büyük oranda aşınmış kumullar, pediment ve bahadalar çok daha yaygınlaşmıştır. İnselbergler görülür. Ayrıca rüzgar aktivitesinin payı iyice artmıştır. Deflasyonla çok fazla unsur alan dışına atılır. İlksel rölyefteki depresyonlar birikmeye, yükseltiler ise aşınıma epeyce uğramıştır. Sonuçta satıh ilk haline göre oldukça düz bir hale geçmiştir.

KAYNAKLAR

  1. www.mgm.gov, (2020). 28 Mayıs 2020 tarihinde https://www.mgm.gov.tr/iklim/iklim-siniflandirmalari.aspx adresinden edinilmiştir.

  2. Erinç, S. (2015). Jeomorfoloji II. İstanbul: Der Yayınları.

  3. Thomas, D. S. (Ed.). (2011). Arid zone geomorphology: process, form and change in drylands. John Wiley & Sons.

  4. Goudie, A. G. (2003). Encyclopedia of geomorphology (Vol. 1). New York: Routledge.

  5. Wang, zhen-ting & Wang, Hong-Tao & Niu, Qing-He & Dong, Zhi-Bao & Wang, Tao. (2011). Abrasion of yardangs. Physical review. E, Statistical, nonlinear, and soft matter physics. 84. 031304. 10.1103/PhysRevE.84.031304.

  6. Al-Ali, Ali. (2015). Use of Spatial Technologies to Study the Winds' Directions in Rub' Al-Khali Desert, Saudi Arabia. Journal of Earth Science and Engineering. 5. 372-381. 10.17265/2159-581X/2015.06.005.

  7. Hoşgören, Y. (2015). Jeomorfolojinin Ana Çizgileri. İstanbul: Çantay Kitapevi.

  8. Hoşgören, Y. (2014). Jeomorfoloji Terimleri Sözlüğü. İstanbul: Çantay Kitapevi.

  9. Atlas (2017). Görkemli Koridorlar Türkiye'nin 75 Kanyonu. İstanbul: Atlas Dergisi.

  10. abs.cu.edu, (2015). 1 Haziran tarihide https://abs.cu.edu.tr/Dokumanlar/2015/BBP109/445806730_12_an_toprak.pdf adresinden edinilmiştir.

  11. blogs.agu.org, (2020). 1 Haziran tarihide https://blogs.agu.org/georneys/2011/05/19/geology-word-of-the-week-y-is-for-yardang/ adresinden edinilmiştir.

  12. Wikipedia, (2020). 1 Haziran tarihide https://en.wikipedia.org/wiki/Dry_lake#/media/File:Racetrack_Playa_in_Death_Valley_National_Park.jpg  adresinden edinilmiştir.

  13. Wikipedia, (2020). 1 Haziran tarihide https://commons.wikimedia.org/wiki/File:HoneycombWeatheringCambrianIsrael.jpg adresinden edinilmiştir.

  14. Wikipedia, (2020). 1 Haziran tarihide https://en.wikipedia.org/wiki/Mushroom_rock#/media/File:MoabHoodoo.JPG adresinden edinilmiştir.

  15. Wikipedia, (2020). 1 Haziran tarihide https://en.wikipedia.org/wiki/Desert_pavement#/media/File:DesertPavementMojave2010.JPG adresinden edinilmiştir.

  16. www.sandatlas.org, (2020). 1 Haziran tarihide https://www.sandatlas.org/ventifacts-and-dreikanters/ adresinden edinilmiştir.

 

Notlar

 

[1] Kurak bölgelerde kanyonların varlığı akarsular açısından oldukça önemlidir. Çünkü kanyonların dibinde akmakta olan akarsular sıcaklığın buharlaştırıcı etkisinden bir nebze korunabilirler.

[2] Esasen abrazyon terimi de kullanılmaktadır. Yabancı bir kayanak olan Encyclopedia of Geomorphology'ye göre Abrazyon; kaya yüzeyine sürtme ve partiküllerin birbirine çarpması sonucu yaşanan yıpranma, kazıma ve öğütmedir. Bu taşıma işi rüzgar, dalgalar, buzullar veya akarsu tarafından yapılabilir. Ancak Jeomorfoloji II'ye göre ülkemizde abrazyon terimi deniz aşındırması manasında olan anlamıyla kökleşmiştir. Bu yüzden korrazyon terimini kullandık.

[3] Pedova terimi tarafımızca üretilmiştir.